Reklam
Reklam

RÜTBELERİN VE DİPLOMALARIN SUSTUĞU YER: OKUL BAHÇESİNDEKİ SESSİZ KIYAMET

Yayınlanma Tarihi :
author

İbrahim Halil Pekmezci

RÜTBELERİN VE DİPLOMALARIN SUSTUĞU YER: OKUL BAHÇESİNDEKİ SESSİZ KIYAMET

Şanlıurfa Siverek’te bir sınıfın kapısına düşen gölge ve Kahramanmaraş’ta bir okulun bahçesinde patlayan silah, sadece birkaç canı hayattan koparmadı; toplum olarak üzerine titrediğimiz "güven" ve "eğitim" kalelerimizi de yerle bir etti. Özellikle Maraş’taki olayda, failin bir emniyet müdürü babanın ve öğretmen bir annenin evladı olması, hepimizi aynadaki aksimizle yüzleşmeye zorluyor. Rütbelerin, unvanların ve diplomaların bir çocuğun ruhunu korumaya yetmediği o karanlık noktadayız.

Kusursuz Aile İllüzyonu ve Duygusal Terk Ediliş

Dışarıdan bakıldığında "ideal" görünen bu aile tablosu, aslında modern zamanın en büyük yarasını gizliyor: Statü var ama temas yok. Emniyeti temsil eden bir baba ve eğitimi temsil eden bir anne figürü arasında büyüyen çocuk, toplumsal beklentilerin ağırlığı altında ezilirken, asıl ihtiyacı olan "anlaşılma" hissini evde bulamıyor. Babanın silahı evin içinde bir "metal soğukluğu" olarak dururken, annenin öğretmen kimliği evdeki duygusal rehberliğin önüne geçiyor. Çocuk, ebeveynlerinin topluma sunduğu o "mükemmel" imajın arkasında, kendi yalnızlığıyla baş başa kalıyor. Bizler dışarıdaki dünyayı kurtarırken, kendi evimizin içindeki sessiz fırtınayı ıskalıyoruz.

Dijital Cellatların Psikolojik Cerrahisi

Ebeveynlerin yoğun mesai saatleri ve "ekmek kavgası" arasında çocuklarına veremediği o değerli zamanı, internetin karanlık odalarındaki manipülatörler büyük bir iştahla dolduruyor. İsimleri değişse de yöntemleri aynı olan bu yapılar, çocukların ruhuna bir cerrah titizliğiyle sızıyor:

  • Aidiyet Tuzağı: Evde "görülmeyen" çocuğa, dijital bir hiyerarşide sahte bir statü veriliyor.
  • Kademeli Duyarsızlaştırma: Gece yarısı verilen anlamsız görevlerle çocuğun iradesi kırılıyor, uyku düzeni bozularak zihni savunmasız hale getiriliyor.
  • Şiddetin Normalleşmesi: Pikseller üzerinden başlayan "yok etme" eylemi, gerçek dünyadaki bir canın değerini oyunun sonundaki bir puana indirgiyor.
  • Şantaj ve Korku: Çocuk bir kez o eşiği geçtiğinde, "aileni biliyoruz" tehditleriyle geri dönüşü olmayan bir yola, "cezalandırma" görevlerine itiliyor.

Hukuki ve Mesleki Sorumluluk: Silah Bir Oyuncak Değildir

Olayın hukuki boyutu ise bir ihmaller zincirini işaret ediyor. Bir emniyet mensubunun silahına 14 yaşındaki bir çocuğun bu denli kolay erişebilmesi, sadece idari bir kusur değil, ağır bir güvenlik zafiyetidir. Silahın bir güç sembolü olarak evde sergilenmesi veya muhafaza edilmemesi, o silahın namlusunu aslında kendi evladımıza doğrultmaktır. Öte yandan, okullarımızdaki rehberlik servislerinin sadece akademik başarıya odaklanması, "öğretmen çocuğu" veya "müdür çocuğu" gibi etiketlerin yarattığı baskıyı görememesi, eğitim sistemimizin ruhsal takipteki yetersizliğini ortaya koyuyor.

Çözüm Önerileri: Kalpten Kalbe Bir Emniyet Kemeri

Bu ateşin başka ocakları yakmaması için artık somut adımlar atmak zorundayız:

  1. Evde Silah Güvenliği: Emniyet mensupları başta olmak üzere, silah sahibi her birey için "psiko-teknik denetimler" ve ev içi muhafaza şartları ağırlaştırılmalıdır. Silah, çocuğun hayal dünyasından tamamen çıkarılmalıdır.
  2. Dijital Detoks ve Takip: Aileler, çocuklarının ekran başında geçirdiği vakti değil, o ekranda kimlerle "bağ kurduğunu" denetlemelidir. Gece yarısı internet erişimi mutlaka sınırlandırılmalıdır.
  3. Okullarda Duygusal Takip: Rehberlik servisleri, öğrencilerin sadece notlarını değil; sosyal geri çekilme, öfke kontrolü ve dijital bağımlılık belirtilerini takip eden "erken uyarı sistemleri"ne dönüştürülmelidir.
  4. Ebeveynle Yüzleşme: Anne ve babalar, çocuklarıyla şu soruyu sormak için vakit yaratmalıdır: "Bugün kalbin nasıl ve seni korkutan bir şey var mı?"

Son Söz

Bir çocuğun hayatındaki en büyük emniyet müdürü babasının şefkati, en büyük öğretmeni ise annesinin ilgisidir. Eğer biz çocuklarımızın ruhunu sevgiyle, zamanla ve emekle nakış gibi işlemezsek; birileri gelir o ruhu nefretle ve karanlık görevlerle paramparça eder. Bugün Siverek’te ve Maraş’ta yiten canların vebali hepimizin omuzlarındadır. Gelin, ekranları kapatıp kalplerimizi açalım; yoksa yarın çok geç olacak.


Sizlere önerim şudur ki ;Yazıyı okuduktan sonra çocuğunuzun yanına gidin ve yargılamadan şunu sorun: "Seninle gurur duymam için bir şeyler başarmak zorunda değilsin, sadece seninle vakit geçirmek istiyorum. Bana dijital dünyanda seni heyecanlandıran ya da kaygılandıran bir şeyi anlatır mısın?"

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar